Temmuz 31, 2008 2:11 pm (Uncategorized)
haftasonu köydeydik. anneanne tarafında. halman seması kah açtı kah bulutlandı kah hüzünlendi gözyaşı döktü.
*akraba taifemizden 13 kişi bir aradaydık.
*fındıklıkların dikenleri temizlendi. teyzemin beyi, motorlu bir alet bulmuş bu iş için. “dünya varmış” dedi. annemler ise orakla kesmeye çalıştılar dikenlerin ve otların önünü.
*iki kuzen öss stresini yüklenmişler, kapı önüne attıkları sofrada ders çalışmaya çalıştılar.
*küçük kuzen (7) elinde Yasin cüzü, Yasin suresinin ilk sayfasını okudu durdu daim : ) bağıra bağıra, harfleri çıkarmak için özen göstere göstere. videoya aldım okuyuşunu, aksilik bu ya takıldı bu sefer birazcık. ertesi gün yanıma geldi.
k: beni bir daha çeker misin? bu sefer daha güzel okuyacağım.
m: şimdi yorgunum. birazcık dinleneyim sonra çekeyim olur mu? [üst kattaki eskileri en alta taşımış, bir kaç sefer in çık yapmıştım]
k: çekerken dinlenirsin.
m: [ne diyebilir ki daha mandalin
]
*bir akşam hatim duası için salonda toplanıldı. yere çöktü herkes, bağdaş kuruldu. duanın ardından vaaz u nasihatte bulundu dayım. söz anneannemi yâda ve ölüme geldi. “ne çok hatalarımız ne çok unuttuklarımız var.”
*kuzenlerle eski eve doğru çıktık. ama geçen seneki hadise sebebiyle içerisine girmemeyi yeğledik. [evin ikinci katında, anne babalarımızdan dinlediğimiz anıların izlerini sürerken hicret'in bacağı kırılan tahtaların arasında kalmıştı. Allah'tan soğukkanlı bir şekilde kendine yukarı çekebilmişti de sağ salim çıkmıştık evden.] bahçesindeki ağaçtan erik topladık. poşet olmayınca yanımızda eteğim kucak açtı eriklere.
*dayımla bir arkadaşı “Mesnevi’den 800 Beyit” isimli bir eser hazırlamışlar. Beyitlerin farsça yazılışları, latinize edilmiş okunuşları, ingilizce ve türkçe anlamları bir arada verilmiş. hala farsça bilmediğimden ve gayri ihtiyarî olarak farsçayı osmanlıca okur gibi okuduğumdan transkripsiyonu görünce sevindim. dayım sağ olsun. “o halde kitap senin olsun” dedi. hemen bir kalem getirdim: Sevgili R. C. yeğenime, kızıma daim başarı dileklerimle 26.07.2008
1 Yorum
Temmuz 31, 2008 9:43 am (Uncategorized)
geçen pazartesi babam, ben, kuzenim (teyze kızı) ve kardeşim yemek sofrasındayız.
babam: eline sağlık kızım. çok güzel olmuş.
kadeşim: hıhı eline sağlık abla.
yarım saat sonra kuzenle bulaşıkları makineye yerleştiriyoruz.
kuzen: sen çok mutfağa girmiyorsun galiba. yani yemekleri sen yapmıyorsun sanırım genelde.
m: ?
k: baban “güzel olmuş” dedi ya hani sofrada. hani genelde ilk zamanlar söylerler teşvik kapsamında. sonraları söylemezler ya ondan dikkatimi çekti.
1- zeki insanın hali başka oluyor canım.
2- evimizdeki mutfağa fazla girmiyor oluşum, yılın büyük bir bölümünü anne- babamdan uzakta geçiriyor olmam hasebiyledir.
3- yine bu uzaklık sebebiyledir ki geçen akşam çay servisi yaparken babam “mandalinanın servislerini unutmuşuz ne zamandır” diyivermiştir.
4- yemek yapmak zor bir iş değil. biraz özenle güzel şeyler yapabiliyor insan.
5- zor ya da kolay yine de her zaman “yapanların ellerine sağlık yiyenlere afiyet” düsturunu zikretmek güzel bir şey.
öyle işte..
8 Yorumlar
Temmuz 28, 2008 8:01 pm (Uncategorized)
abimle konuşuyoruz telefonda. emrikadan arıyor:
mandalin: sesin ne kadar yakından geliyor öyle buralarda mısın yoksa?
abisi: yan odadayım. küçük odaya doğru gelsene.
m: e hani görünmüyorsun? saklanabileceğin bir yer de yok ki burda.
a: kalp gözün kapanmış senin ben ne yapayım.
m: doğrudur, ne diyim…
7 Yorumlar
Haziran 17, 2008 6:04 pm (Uncategorized)
ne zaman kendime haksızlık edip
ne zaman kendimi abarttığımı kestiremiyorum.
5 Yorumlar
Mayıs 23, 2008 8:04 am (Uncategorized)
2 Yorumlar
Mayıs 21, 2008 9:25 pm (Uncategorized)
* dersti, provaydı, dost sohbetiydi derken önüme gelen şeyi kaydediyorum. bazen fotoğrafla bazen mp4′le bazen her ikisiyle. sevdiğim dersleri yıllar sonra da dinleyebilmek, hafızamın zayıflığına yenilmemek istiyorum. arkadaşlardan habersiz kaydettiğim sohbetlerimizi çok sonraları dinlediğimizde dudaklarımıza bir tebessüm düşsün istiyorum.
…
dün ismail hocanın dersinden eve dönerken mp4′ümdeki kayıtları dinliyordum. bir anda “ah u vah mandalin ah u vah” dedim kendime. “sanır mısın ki bir tek sen kayıt tutuyorsun? senin kayıtların da tutuluyor bir yerlerde!” şüphesiz ben nefsimi temize çıkaramam.
*

İsmail Hocanın dünkü dersi yine çok bereketli geçti. “münşerih ve munbasıt olarak dersten telezzüzle müstefid oldum”. dersin hitamında da hudud-u sünnet dahilinde hocanın fotoğraflarını çektim. çekerken izin almadım, ama hoca farkettiğinde de bir şey demedi. takriri sünnet yani
yukardaki yazı hocanın kendi el yazısı. okuduğumuz metinde geçen “munbasıt” kelimesinden tasavvuftaki kabz ve bast hallerinin bahsine geçtik. ordan da turgut cansever’in mimaride kabz ve bast hallerine örnek vermesiyle ilgili bir anısını anlattı hoca. ardından 3. satırdaki mısrayı yazdı.
ilk iki satır ise nedîm’e ait bir beyit:
“yok senin vasfettiğin dilber bu şehr içre nedim
bir perî suret görünmüş bir hayal olmuş sana”
onu da yoklamayı aldıktan sonra yerinden kalkıp yazdı ama o beyte geçiş nasıl olmuştu hatırlayamıyorum.
mehmet sofuoğlu hocanın da zikri geçti bir vesileyle derste. “ben onun gibi fenafidders olan başka bir hoca tanımadım” dedi.
* kardeşim sanat müziği tiryakisi oldu bu aralar. konser falan varsa gidelim abla beraber dedi.
şimdi kendisinin bir kültür hizmeti, tavsiyesi olarak eda karaytuğ – kimseye etmem şikayet i dinliyoruz
ehlen biküm!
Yorum Yapın
Mayıs 21, 2008 12:50 pm (Uncategorized)
* gürsaçlı insanlar gördüğümde içim gidiyor. MaşaAllah, bana da ver Allahım diye dua eyliyorum.
eslemin tavsiyesiyle çam terebentin esansı diye bir şey kullanmaya başladım. geçen kızlara bahsederken kekik, “faydası olacaktır inşallah. benim eniştem de kullandı. hatta h. de kullandı. ama o yüzünde de tüylenme olduğunu söyledi. psikolojik olabilir” dedi.
priorin’in sitesinde okuduğuma göre saç kıllarıyla vücudun diğer yerlerindeki tüylerin yapısı farklıymış halbuki?
bu konuşmanın etkisiyle, ertesi sabah uyandığımda yüzümde kalın uzun tüyler görmeyip rüya olduğunu idrak etmemle şükretmem aynı ana denk düşüyor.
* dün ali hocanın dersinde ibn rüşd’ün psikoloji şerhinden okumaya devam ettik. demiş ki üstad mealen:
“tahayyül geçmişte yaşanmış bir hissin yeniden yaşanmasıdır. çoğu kere buna yalancı duyu denilmiştir. duyular daima doğrudur ama tahayyülün büyük bir kısmı yanlıştır.”
hem “doğru” hem “yanlış”, buralar biraz izaha muhtaç. ama vardığımız nokta pek hassas: farabi’deki gibi nefs dışında bir faal akıl söz konusu değil ibn rüşd metodolojisinde. Onun metodolojisinde akıl ve nefs aynı şeydir. bilme gücü salt bir yetenektir. tümelleri de bilgimizin içeriğini de formunu da biz oluşturuyoruz. tıpkı arının bal yapması gibi. önce petekleri yapması, sonra o petekleri doldurması gibi.
İbn Rüşd’de mantığın kaynağı bizzat bizken (nefs iken), Farabi’de bizim dışımızda bir faal akıldır.
*dün fakültede ankara ilahiyattan misafirlerimiz vardı. aüif’nin zahir medeniyetler kulübü öğrencileri “endülüs’ü düşlerken” isimli oyunlarını sergilediler. meğer bizim fakülte ne de tiyatrosever imiş. salon doldu taştı. tiyatronun kurgusu çok güzeldi. ibn tufeyl’i, rüşd’ü, arabi’si, hazm’ı, tarık bin ziyad’ı hatta don kişot’u bir aradaydı.
eilahiyat güzelliklere vesile oluyor, buluyor buluşturuyor ilahiyat öğrencilerini.
2 Yorumlar
Mayıs 21, 2008 11:37 am (Uncategorized)


sağolsun blogger bana hayat dersleri veriyor, eli çabuk tutmak gerektiğini öğretiyor. bi blogun kırk saatte yazılmaması gerektiği ilk elden anladığım.
az önce yazmaya çalıştığım, akabinde tarihin tozlu sayfalarından kaybolup giden post’ta arkadaşlarımı pek çok pek çok sevdiğimden bahsediyordum ama bunu daha latif bir şekilde anlatmaya gayret ediyordum. ne diyordum; harun hocanın deyimiylen”i love you sisters”.
neyse latif olma çabamı geçeyim, yalın anlatayım en iyisi.
cumagünü esra’nın evine gittik. düğün iki ay sonra ama, ev dayanmış döşenmiş maşaAllah. çay içerken “inanamıyorum sizi kendi evimde ağırlıyorum” deyip durdu. evden beraber çıkarken de “ben niye sizinle çıkıyorum. benim burda kalmam gerekmez mi?:)” dedi. “o da olacak inşaAllah az kaldı” dedik, kaptık çıkardık evden
kekik bizde kaldı o akşam, ertesi akşam da
cumartesi sabah meyrâ da geldi kahvaltıya. “sömestir tatilindeyiz sanki” dedi kekik.
meyrâ bizi ümraniyede bıraktı sonra. onun şoförlüğüne de ilk kez tanık olduk böylelikle. iyi güzel de yayalara biraz daha saygılı olmalısın meyrâ :p
biz de kekikle kuzguncuk istikametine doğru yol aldık. kuruçeşme durağından içeri doğru ilerleyip yokuş aşağı inmeye başladık. kekiğin makro sevdası benim cumba sevgim çektiğimiz fotolarda etkili oldu. yollar sakin, evler cumbalı, pencereler çiçekli, balkonlar çamaşırlıydı
bahçelerde ağaç altlarında aile veyahut arkadaş meclisleri kurulmuştu.
…
yaşlandım mı ne, öyle uzun yazılar yazamıyorum artık.
2 Yorumlar
Mayıs 21, 2008 10:36 am (Uncategorized)
ailenin meyve tirtakisi benimdir.
birinin canı meyve çekmiş de evde meyve bulamamışsa sorumlusu benimdir. “kendi boğazımı düşünüyorumdur ancak”
şayet meyveler çürümeye yüz tutmuşsa sorumlu yine benimdir. “benden başka meyve yiyen mi vardır evde, niye kontrol etmiyorumdur”
ama artık ablam da bir meyvesever. evden muz eksik oldu mu içi sıkılır. en kısa zamanda muz alır, ama sade tüketmeyi sevmez. muzlu rulo pasta yapar. oy oy oy bilseniz kaç kere muzlu rulo pasta yapıldı bu evde
şimdilerdeki gözdesi portakal. çünkü harika bir portakallı kek tarifi uygulamaya başladı!
*söz meyvelerden açılmışken, önceki haftasonu çilek bebeği görmeye gittik. Allah analı babalı büyütsün. bu dünyada da öte dünyada da yüzü ak olsun. ismiyle yaşasın inşaAllah. annesi çok güzel bir isim seçmiş onun için
6 Yorumlar
Mayıs 14, 2008 8:11 am (Uncategorized)
meyrâ hanım vize ödevi olarak bi makale yazma çabası içinde şu günlerde. kaynak taraması için geçen cuma beraber isamdaydık. elime bir kağıt tutuşturdu. “git bu makaleyi bul bana” dedi. emir demiri keser.
mezkur makale, Türklük Araştırmaları Dergisinin [Mütad] 18. cildinde. Sıffin Savaşına katılan sahabeler hakkında biyografik bilgi veriliyor. Ubeydullah b. Ömer [Hz. Ömer'in oğlu Ubeydullah] hakkında da nicelikte az, zihinde bıraktığı sorularla nitelikte kapalı bir paragrafa yer veriliyor.
“Ebu İsa [İsa'nın babası] künyesini aldığında [ilk oğlunun adını İsa koyduğunu anlıyoruz.] babası tarafından tokatlandığı” bilgisi verilmiş, “anlaşılan o ki dini hassasiyetlerinin babası kadar yüksek olmadığı” yorumu yapılmış yazar tarafından.
ubeydullah b. ömer hakkındaki malumatımızı artırmak için makalenizi bekliyoruz meyrâ hanım, Allah muvaffak etsin
2 Yorumlar