turuncu şemsiyeli kız

köprüde kahvaltı yapar, peynirli açma pek lezizdir. hava yağmurlu, boğaz sislidir.

“sayın yayalar, köprü trafiğe açılacaktır. otobüslere binmek suretiylen köprüyü boşaltalım” anonsuna muhatap olur. yeşil otobüslere istemeye istemeye biner ayşe betül’le. taksim’e varırlar. “ne yapsak ne etsek nere gitsek?” derler bir süre. sonra metro’yla kabataş’a inerler.

kahve dünyası’nda soluklanırlar. çikolatalı fondü namlı lezzeti tadarlar. mandalinanın meyve sevgisi ağır basar. “meyveleri daha bol olsaydı keşke” diye geçirir. yağan yağmura rağmen “erken kalkan yol alır” diye tekrar yola düşerler. motorla üsküdar’a dönerler. mihrimah’a uğrayıp öğleyi eda eder mandalin. her zaman tıklım tıklım olan kadınlar bölümü bomboştur. ardından merdivenlerden iskeleye bir nazar kılar.

rahmetle ıslanmış olarak üstü başı bir an önce eve varmayı umar. sıcak bir ev ve sıcak bir çoraptan daha iyi bir nimet düşünemez o an.

not: son iki fotoğraf ayşe betül’ün çekimleri. slr ışıltısı göz kamaştırıyor değil mi? ;)

27.10.84

dün akşam üzeri eslem telefon etti. “yoldayız, geliyoruz” dedi. “buyrun buyrun” dedik.
aradan iki saate yakın zaman geçti. ancak çaldı kapının zili.

- çok kötü trafik vardı. arabalar ilerlemiyor ya, milim ilerlemiyor.

- nerden geliyorsunuz ki? sizin evden buraya gelirken mi o kadar trafik vardı?

- yok karfur’a gitmiştik, ordan dönüyorduk.

- e bilmiyor musunuz oranın trafiğini? ne diye bu yağmurda eziyet çektiniz?

- eziyeti çektiysek sizin için çektik hanfendi.

dediler. elime hediye paketini tutuşturdular :)
süveter giymeyi çok severim de ;)

kahvaltı: muhabbet hattı

çarşamba günü kahvaltıda misafirlerimiz vardı. liseden, lisanstan ve yüksek lisanstan arkadaşlarımı aynı sofrada buluşturdum. sekiz kişilik masada, öncesinde birbirini pek tanımayan simalar da vardı (meyrâ, betül, züleyha, feyza, hatice, sümeyya). buna rağmen, hiç konu sıkıntısı çekilmedi. nihayetinde hepimiz meyrâ’nın tabiriyle “yüksek kızları”ydık. hepimizin zihnini benzer tasalar kurcalıyordu. tez konusu seçimi, danışman hocayla ilişkiler, üds, enstitü, vb.

fikir alış verişleri, tavsiyeler, öneriler, tecrübeler, gülüşmeler derken benim için gayet keyifli bir kahvaltıydı.
vakit olsa daha çook şey konuşulurdu sanırım. İnsanı kendine getiriyor böyle güzel toplantılar. Allah eksikliğinizi yaşatmasın arkadaşlar. Ayağınıza sağlık.

ben onları seviyorum / mahya arşivi

geçen salı’ydı. fakültede m hocayla görüşmüş, “istediğini çalış, yeter ki çalış” direktifini almış olmanın huzurunu yaşıyordum. sevincimi paylaşmak için meyrâ’ya mesaj çektim:

-isam’da mısın?
-evet. geliyor musun? gelirken ikram alıp gelsene?

ikramı alıp yola koyuldum. kütüphanenin avlusuna girdiğimde a ve z ikilisini gördüm. uzaktan doğru bir şeyler söyledi a abla. duyamadım. yaklaşınca anladım:

- sana mahya astıracağız şuraya,

dedi :)

çay ocağına doğru indim. bahçede f ve m vardı. hal hatır faslından sonra f:

- s. ünver’in mahya kitabı var, i hoca bahsetmiştir zaten muhtemelen. süleymaniye kütüphanesinde s. ünverin dosyaları var. ordan da epey bir şey bulursun zannederim.

dedi.

“neden herkes sana mahyalardan bahsediyor ki?” der gibisiniz ;) mahya arşivi oluşturmaya çalışmam sebebiyle efendim. siz de yardımcı olursanız bana, arşive bir damla da siz bırakırsanız ne sevinirim ne sevinirim :)

çeşitli vesilelerle (ramazan, vakıflar haftası, resmi bayramlar vs.) minareleri süsleyen mahya yazılarından haberdar edebilirseniz beni hakikaten çok makbule geçer. ben tek başıma ancak sınırlı sayıda camiyi gözlemleyebilirim. istanbul’un farklı semtlerindeki camilerde, diğer şehirlerdeki camilerde mahyalara neler yazıldığını bir yere not edip bana bildirebilirseniz duacınız olurum. imkanınız var da fotoğraf çekebilirseniz aliyyul ala olur.

üsküdar valide camii’nin 29 ekim’deki mahyası hazırlanmış. “yaşasın cumhuriyet” yazısı günü geldiğinde ışıklandırılacak. o gün başka camilerde de mahya olacak mı bakalım?

 

bilmeyen öğrensin / muhsin’den inciler

 

 

 

 

 

 

 

 

 

* pazar günü çamlıca’da sakin sakin gezindiğimizi düşünürken muhsin içindeki yangını açığa vurdu. rengarenk rüzgar güllerini gösterip
- anne, benim bunlarda gözüm kaldı.
dedi.
gülümsedik hepimiz. deyimi yerli yerince kullanmıştı ama bu bir tesadüf müydü yoksa anlamından haberdar mıydı sahiden. sorduk biz de:
- “gözüm kaldı” ne demek muhsin?
- yani çok istemek, ama yanına gidememek.
* ertesi sabah muhsini mutfakta gördüğümde dolu bardaktan temiz şırıngayla çektiği suyu boş bir kaseye boşaltarak eğleniyordu.
- ne yapıyorsun böyle muhsin?
…. bir şeyler söyledi hızlıca. son dediklerini net anlayabildim:
- hani ben cennetten geldim ya, hani ben çocuğum ya, oynuyorum işte o yüzden!

2. kat ön sıra

cuma günü ümraniye’den crr’ye hangi otobüsleri kullanarak gidebileceğimi bir süre düşündükten sonra ["düşünmeden adım atmam ben" izlenimi vermeye çalışıyor sanki yazar bu cümlesinde."hahay, güliyim bari" demek serbest.] dedim ki, caddeden 13 ya da 14′e bineyim, ilahiyat durağında ineyim, akbilimi doldurayım büfeden, sonra da 110′a bineyim. halbukim hiç bağlarbaşına kadar gitmeyip millet parkında inip, ordan 129T’ye binmek daha akıllıca imiş. düşüne düşüne bunu mu buldun derler insana.

 lakin yazımda başka bir güzergah varmış. durağa çıktığımda iki katlı bir otobüsün geldiğini gördüm, kayıtsız kalamadım. 103 tepeüstü- kabataş. biniverdim. şoförün akbilini kullanıverdim. 1 senedir öğrenci akbilimi hala çıkartmamış olmama yine hayıflanıverdim. ikinci katta en öne kuruluverdim.
iyi etmişim. özellikle köprüden geçerken yükseklerden etrafı seyreylemek güzelmiş. tavsiye ederim. yazmıştım bir ara “köprümüzün maşaallah’ı var” diye. huzurlarınızda işte o maşaallah.
 beşiktaş’taki yokuşu inerken trafik zar zor ilerliyor, betül ise beni taksimde bekliyordu. geç kalmışlığımın faturasını çekmemesini söyledim. saadet diledim beyaz güllerden.
kabataş’ta indiğimde sağıma soluma bakındım. metroyu aradım. taksime çıktım. sonra crr yönüne doğru yürüdüm de yürüdüm. normalde hilton’un yanından içeri girip ordan devam ediyordum. orda da inşaat varmış meğersem. tekrar ana caddeye çıkıp -ki bu arada Mevla’nın rahmetiyle sırılsıklam olduğumu da belirteyim- yürümeye devam ettim. nihayet sola kıvrılan yolu takip edip parktan aşağı inip crr binasına ulaşabildim. Allah kulunun sabrını denemek istiyor olmalı bazen. sonra kişi de durup düşündüğünde şapşallığına doyamıyor.
yanılmıyorsam -yer yön duygumun pek de iyi olmaması hasebiyle o ihtimal hep mevcud çünkü- kabataş’tan taksime metroyla çıkarkenki yolun aksi istikametinde yürümüş oldum. gülendamın dediğine göre kabataş’tan harbiye dolmuşlarına binebilirmişim. ya da en azından taksimden otobüse binebilirdim. aslında öğrenci akbilim olsa binerdim muhtemelen. mesafe az nasıl olsa yürüyeyim dedim de yürüdükçe çoğaldı o yol. kekik, yola verdiğim paraya acıyorum derdi. ben de iktisat edeyim dedim işte. yürüyüş iyidir canım, nolcak.

ısınma turları

Dün betül’le buluşup okulda bir kaç hocaya bayram dönüşü ziyareti yaptık. Muhittin hocanın peşinde dolandık durduk bir türlü karşılaşamadık. Meğer bir hikmet-i ala söz konusuymuş da m. hocadan önce ismail hocayla görüşmem gerekiyormuş. Duyduklarıma şaşırmakla birlikte pek mesud oldum. İ. hoca beraber çalışma sinyali verdi. Evvelen, “naptınız tez konularınızı?” dedi.

“M. hocayla maille irtibat kurmuştum trabzon’dayken, “geçici bir konu belirleyelim, döndüğünde yüzyüze konuşup tartışarak bir karara varırız” demişti. Bugün de henüz görüşemedim kendisiyle. Benim aklımdan dil felsefesiyle islam felsefesi mevzularını irtibatlandırabilir miyim diye geçiyor” dedim.

Sessizlik oldu bir süre. “Tavsiye etmem” dedi. “Zor bir konu. İslam felsefesindekinden farklı modern dil felsefesindeki yaklaşımlar. Yüksek lisans için zor olur. Daha önce ilgilendiğin bir alan olsaydı olabilirdi belki” dedi.

Gerçi betül de daha önce aşina olmadığı bir konu üzerinde çalışacak. Metafizik çalışmayı arzu ederken fizik çalışacak. İbn sina felsefesinde hareketi inceleyecek.

Sonra hoca, sen aslında şu şu konuları çalışabilirsin, dedi. Evladının huyu suyunu bilen bir baba edası sezdim, bir hoş oldum :) Bakalım süreç nasıl ilerleyecek.

Hocanın odasından çıktığımızda betül, “ben sana en başında git hocayla konuş demiştim” diye söylendi bana :) hayrola bakalım.

Harun hocaya da uğramıştık öncesinde. Bizi gördüğüne sevindiğini söyledi. Hatta heyecanlandım sizi görünce diye takıldı da. Betül de hocayı sevindirdik diye sevindi :) Ama ben artık çok da inanamıyorum hocanın bu sözlerine. Samimi mi dalga mı geçiyor diye düşündürtüyor insana.
Biz yine de şekerlerimizi alıp çıktık tabi ;)

bir hâl olmuş bize


Kardeşimle beraber yapabildiğimiz ilk yolculuktu bu sanırım 4 yıl boyunca. Otobüste en öndeydik. Güneşin batışını Giresun yollarında seyreyledik. Annemin koyduğu azıkları afiyetle yedik. Çayımızı kahvemizi içtik. Kitap okuduk. Tv izledik. Şoförlerin konuşmalarına kulak misafiri olduk. Pek rahat uyuyamadık. Ama sağ salim vardık hamdolsun. O Adapazarı’nda indi. Küçük abla İstanbul’a doğru devam etti.

Yine ve yeniden İstanbul günleri. Gündem yoğun. Kafa karışık. Bir düzen oturtabildim mi ne ala!

"mahalle baskısı" dediğin yeni değil

evvel zamanlarda, 70′li yıllar olsa gerek, babamın evlilik yaşının geldiğini düşünen köydeki komşular

“a. namaz kılmayı bıraksın, biz ona kız verelim”

demişler.

« Daha eski yazılar